Helin Ümit: Temel savunma gücümüz Starlaşmaktan YJA- Star’a katılmaktan geçiyor

Visits: 30

Temel savunma gücünün Starlaşmakta, YJA- Star’a katılmaktan geçtiğini belirten PKK Merkez Komite Üyesi Hêlîn Ümit, “Çünkü Önder Apo’nun felsefesi, özgürlük felsefesi. Özgürleşmeyen hiçbir birey, hiçbir olgu aslında kendi varlığını sürdüremez, başkalarının nesnesi haline dönüşür.” dedi

 

 

Dizilerde birbirine komplo kuran, bilmem işte birbirinin ayağını kaydıran, kıskanç, böyle hep birbirine rakip olan kadınlar dünyasının olmadığını dile getiren PKK Merkez Komite Üyesi Hêlîn Ümit, “Esas olan kadınlar dünyasında dayanışma hakim. Ben mesela şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki her kadın her kadına aslında biraz kendisinden de yola çıkarak yaşadıklarından yola çıkarak daha duyarlıdır. Daha vicdanlıdır. Buna kesinlikle inanmak lazım. Bu hikayeler, bu üretilmiş hikayeler, bize sunulan sanal hikayeler aslında bizi birbirimizden koparmak için yazılan hikayelerdir. Erkeğe egemen sisteme, devlete teslim olmamız için oluşturulmak istenen hikayelerdir. O yüzden her genç kadının kendi hikayesine sahip çıkması gerekir.” dedi.

 

PKK Merkez Komitesi Üyesi Helin Ümit, Genç Kadınların katliamlarına ilişkin faşist Türk Devletinin amaçları ve genç kadınların bu politikalara karşı kendilerini nasıl koruması gerektiğine dair değerlendirmelerde bulundu.

“Evet ben öncelikle bizi izleyen tüm genç kadınları sevgiyle selamlıyorum. Evet son yıllarda giderek artan bir kadın katliamı var. Bunun içinde de özelde de genç kadın katliamlarında artış var. Ve bunlar çeşitli kılıflar altında aslında yürütülüyor. Kaza, intihar ve benzeri şekilde kamuoyuna yansıyor. Şunun anlaşılması lazım. Tabii Kürt genç kızları özelde. Sadece böyle yaşamlarında bir sorunla karşı karşıya değiller. Ciddi bir varlık problemiyle karşı karşıyalar. O anlamıyla anlamak lazım. Neden böyle saldırılarla karşı karşıya kalıyor genç kadınlar. Özelde de Kürt genç kızlar yani bunun altında yatan nedir? Önce bir şunu söylemek istiyorum tabii ben; iktidarcılıkla cinsiyetçilik özdeştir. Yani aslında aynı gerçeklikten beslenirler. İktidarın olduğu her yerde cinsiyetçilik tavan yapar. Cinsiyetçiliğin kendisi de iktidar ideolojisinin özüdür. Yani temelinde mülkiyetçilik vardır, sahip olma duygusu vardır, hakim olma duygusu vardır, tatmin vardır. Yani o anlamıyla birbirini besleyen bir gerçekliktir. Günümüz Türkiye’sinde de gerçekten AKP MHP faşizmi şahsında yani belki de hiçbir coğrafyada gözlenmeyen bir iktidarcılık var. Erkek egemenliği gerçekten dört peşim mamur bir şekilde hayatın her alanını işgal etmiş durumda. Sadece mesela okulda iş yerinde değil. Evlerde, dizilerde… Yani işte o kimsenin elinden düşüremediği o telefonlarda, iphone’larda. Onlar da iktidarcılık. Gerçekten tavan yapmış bir durumda. Benzer bir şekilde milliyetçilik ve faşizm için de aynı şeyi söyleyebilirim. Milliyetçilik, kendisi bir iktidarcılık ideolojisi. Yani milliyetçiliğin özü nedir? En basit ifadeyle söylüyorum bunu, anlaşılsın diye söylüyorum. Yani bir halkın diğer halktan, bir ulusun diğer ulustan daha iyi, daha üstün, daha nitelikli olduğunu savunur ve diğer ulusları, diğer halkları denetime altına almayı, onu nesneleştirmeyi, onu kullanmayı, onun üzerine hakimiyet kurmayı kendi hakkı sayar. Nasıl ki? İşte erkek egemenlikli ideoloji, yani cinsiyetçilik, kadını üzerindeki hakimiyetini, kadını geri, işte güçsüz, zayıf, fıtratında olan bir şey olarak tanınıyorsa milliyetçilik de buna benzer bir şekilde inşa edilmiştir. Yani aslında milliyetçilik bir nevi cinsiyetçiliğin uluslar üzerinde denenme biçimidir. Yani böyle söylenebilir. Şu anda mesela dikkat edelim. Türk ulus devleti tam bir egemen erkek devletidir. Ve bu egemen erkekliğini de Kürt halkının üzerinde konuşturmaya çalışıyor. Bunun en çarpıcı yansımalarını biz Kürt genç kadınlarına yönelimde görüyoruz. Nasıl oluyor bu mesela? Yani kendi denetimini almak istiyor, kendisine bağlamak istiyor, kendi kontrolüne de tutmak istiyor. Bunun için her yöntemi deniyor, duygularından düşüncesine kadar. Mesela herhalde bioiktidar denilen olgu en fazla Kürt genç kızları üzerinde sürdürülüyor. Bu şekilde aslında Kürt toplumunun soyu bozulmak isteniyor. Soyu bağlanmak isteyen çok çirkin bir bioiktidarcılık var. Bunda da Kürt kızları, Kürt genç kadınları bir nesne olarak ele alınıyor ve taciz, tecavüz… Sadece kaba anlamda söylemiyorum bunu. Mesela aslında kaba anlamda bizim gördüklerimiz işin belki de nedir? Buzdağının görünen kısmıdır. Evet o daha şiddetli olduğu için daha çok canımızı yakıyor. Çünkü doğrudan bir aşağılama var. İşte bir Kürt genç kızını diyelim ki Kürt olduğu için tecavüz etmek, taciz etmek… İşte askeri, polisi, devlet memuru, buna göre mesela konumlanması… O anlamıyla genç kadınları böyle kontrol altına almaya çalışıyor. Ama bir de bunun ötesinde gerçekten Kürdistan’da Kürt genç kızlarının duygularıyla çok oynanıyor. Hayalleriyle, idealleriyle, arayışlarıyla çok fazla oynanıyor. Bu şekilde Kürt genç kızları kendilerine bağlanmak isteniyor. Bir şekliyle de tuzağa düşürülen her Kürt genç kızının üzerine de bir katliam politikası yürütülüyor. Kimi fizikmen katlediliyor, kimi ruhsal olarak katlediliyor. Kimi kimlik kırımından geçiriyor. O anlamıyla çok yaygın bir kırım vardır.

E bunun amacı ne? Elbette Kürt soykırımını, Kürt halkının soykırımını sonuca götürmek. Mesela şöyle bir şeyden bahsedebiliriz; evet benzer bir şekilde genelde Kürt gençliği saldırı altında. Sadece Kürt genç kızları değil. Fakat biz şunu çok iyi biliyoruz ki kadın demek, toplum demektir. Genç kadın demek, hele hele söz konusu Kürdistan coğrafyası ise Kürdistan’ın geleceği demektir. Bunun için şunu düşman çok iyi çözdü. Bunu genç kızların çok iyi bilmesi lazım. Eğer Kürtlük günümüze kadar gelebilmişse bu kadınlar sayesinde oldu. Kürt dilini, kültürünü, günümüze kadar taşıyan esasta Kürt kadınlarıdır. Şimdi genç Kürt kadınları şahsında bu ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bunun için fiziki kırımdan tutalım, işte Türk okullarında ya da metropollerde ya da çeşitli mekanlarda Kürdistan’ın çeşitli merkezlerinde Türk modernitesini özendirerek sanki Kürt olursan sen gerisin, Kürt olursan sen hiçbir şey elde edemezsin, Kürt olursan sen beğenilmezsin, Kürt kültürü geri bir kültürdür diyerek aslında Kürtlükten uzaklaştırma, bu şekliyle aslında kendine yabancılaştırarak böyle ucube bir genç kadınlık açığa çıkarmaya çalışıyorlar. Sonuç olarak şöyle söyleyebiliyorum. Kürt genç kızları çeşitli şekillerde, başta fiziki kırım olmak üzere nesneleştirilmek, köleleştirilmek, kırımdan geçirilmek ona dayalı olarak da Kürdistan toplumu teslim alınmak isteniyor diyebilirim. Çünkü aslında Kürdistan’da önemli bir politikleşme düzeyi var. Mesela şöyle diyemeyiz, biz genç kadınlar olarak yani genç kadınların bilinçsiz olduğunu ben düşünmüyorum. Çünkü yıllık bir özgür kadın gerçekliği var. Özgür kadın mücadelesi var. Kadın ordulaşması var. Şimdi bizi izleyen yani beni izleyen genç kadınların çoğu bu kültürün içerisinde yetiştiler. Yanı başlarından ablaları gitti, gerilla oldu. Şehit Saran’ın Sakine Cansız hikayeleriyle büyüdüler. O anlamıyla aslında politikleşme, bilinçlenme, düzeleri vardır yani. Fakat sorun şuradan kaynaklı. Bilinç düzeyinde zayıflama var. Şöyle, düşman gerçekliği konusunda bir muğlaklaşma var. Ben o yüzden tüm genç kadınları düşman kimdir? Düşman nedir? Kürdistan da düşmanın maskeleri nelerdir? Bu maskeleri tanımaya çağırıyorum her şeyden önce. Her şeyin başı bilinç. Yani insan nasıl düşünürse öyle yaşar. Nasıl bilirse öyle davranır. O anlamıyla özel savaş sistemini çok iyi tanımak lazım. Ben bu konuda bir zayıflık olduğunu düşünüyorum. Şöyle olsa mesela gerçekten genç kadınlar, sadece Kürt genç kızları açısından da söylemiyorum genelde genç kadınlar gerçekten şunun farkına varsalar; kendilerine dönük bir kırım politikası var, kendileriyle oynanıyor, kendilerine yaşam alanı bırakılmıyor aslında. Nasıl çıkış yapacaklarını biliyorlar. Nasıl mücadele edeceklerini biliyorlar. Fakat bu konuda bir aldatma sistemi kurulmuş. Bu konuda ben tüm genç kızları uyanmaya davet ediyorum. Uyanık olmalılar yani. Çünkü üzerinde yaşadığımız coğrafyada ülkemizde bir savaş var. Yani şöyle diyemez hiçbir genç kadın: “Ben bu savaşın dışındayım, dışında kalayım, dışında kalarak bir yaşam kurayım, dışında kalarak bir sevgi yaşayayım, dışında kalarak birileri beni sevsin ya da ben birilerine aşık olayım.” Yani böyle bir coğrafyada yaşamıyoruz ne yazık ki. Çünkü soykırımcı sömürgecilik, iktidar ve devlet gerçekliğini o kadar vahşi hale getirmiş ki herkesi ve her şeyi başta da genç kadınları nesneleştiriyor. Bu yüzden de ciddi bir bilinçlenme gerekli her şeyden önce bunu söylemek istiyorum. Tabii bilinçlenmek yetmez. Bir de bilinci bileyecek, bilinçli güçlendirecek örgütlenmeler içerisine girmek lazım. Mesela evet Türkiye’de feminist hareketlerin hani böyle bir sloganı var ya asla yalnız gezmeyeceksin diye. Bu yanlış bir slogan değil. Kötü bir slogan hiç değil. Yani Kürt genç kızları asla yalnız gezmemeli, hep örgütlü olmalı. Şöyle bu konuda da yani hiçbir erkekten bu derler ya babası, kocası, abisi de olsa onlara da güvenmemeli yani. Bir kendisine güvenmeli, iki kendi cinsine güvenmeli.
Çünkü hiçbir karşı cins mevcut durumda, mevcut yaşadığımız dünya gerçekliğinde ya da sistem gerçekliği içerisinde kadını anlayamaz. Kadını en iyi anlayacak olan kendi hemcinsidir. O yüzden kendi hemcinsiyle yakın durmaya, birlikte hareket etmeye, birlikte çalışmaya, birlikte yürümeye muhakkak önem vermeli.

İkinci adım bu olmalı. Bu hem bilinçlenmeyi besleyecek, hem kendi cinsini daha yakından tanımayı sağlayacak, kendisine ve kendi cinsine güvenerek kendisine dönük özgüvenini geliştirecek bir süreç olacaktır. Ben buna inanıyorum. Mesela dikkat edin. Tüm genç kızlar şunu bilmeliler ki o dizilerde birbirine komplo kuran, bilmem işte birbirinin ayağını kaydıran, kıskanç, böyle hep birbirine rakip olan kadınlar dünyası yok. Esas olan kadınlar dünyasında dayanışma hakim. Ben mesela şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki her kadın her kadına aslında biraz kendisinden de yola çıkarak yaşadıklarından yola çıkarak daha duyarlıdır. Daha vicdanlıdır. Buna kesinlikle inanmak lazım. Bu hikayeler, bu üretilmiş hikayeler, bize sunulan sanal hikayeler aslında bizi birbirimizden koparmak için yazılan hikayelerdir. Erkeğe egemen sisteme, devlete teslim olmamız için oluşturulmak istenen hikayelerdir. O yüzden her genç kadının kendi hikayesine sahip çıkması gerekir.

Üçüncü adım olarak da tabii daha radikalleşmeliler. Eyleme geçmeliler. Mesela şöyle söylerim: “eyleme geçen genç kadınların olduğu bir yerde sadece genç kadınlar değil, toplum ayağa kalkar. Genç kadınlar kendilerinde bu potansiyelinin olduğunu bilmeliler. Genç erkeklerden çok daha fazla genç erkekleri de harekete geçirecek olan bir genç kadın gerçekliği vardır. O ana bile yurtseverlik temelinde, yurdun özgürleştirilmesi temelinde özgür ülke temelinde katliamı durdurabileceğini, genç kadınlara dönük saldırılarını durdurabileceğini bilmek lazım. Bu temelde de ben şöyle söyleyebilirim tüm genç kadınların aslında starlaşması lazım. Yani starlaşması, stêrkleşmesi, yıldızlaşması lazım. Bunu kendilerine yakıştırmaları lazım yani korkmadan, ürkmeden buna cesaret etmeleri lazım. Yani bunun da mekanı dağlar. O anlamda bu katliamı durduracak temel adımın Kürt kadını, Kürt genç kadınlarının, genç kadınların dağda mevzilenmesi olduğunu söyleyebilirim. Mesela uluslararası komplonun yıl dönümünde bu röportajı yapıyoruz. Genç kadınlar için komplo döneminde Önder Apo tüm kadınlara seslendi. “Herkes inse bile Kürt kadınları dağdan inmemeli” dedi. Çünkü özgürlük alanlarımız bizim özgürlük dağlarında yaratıldı. Sistemin, erkek egemenliğinin el uzatamadığı alan bizim özgürlük dağlarımızdır. O yüzden de bu katliama karşı sadece kendi fiziki katliamlarına karşı değil. Bir ülke kırımına karşı, Kürt kadının geliştirdiği kültüre dönük saldırılara karşı tutumu tüm genç kızların dağlara çıkarak vermesi gerektiğini belirtebilirim.

Temel savunma gücümüz YJA- Star’dır. Starlaşmak da YJA- Star’a katılmaktan geçer diyorum. Çünkü Önder Apo’nun felsefesi, özgürlük felsefesi. Özgürleşmeyen hiçbir birey, hiçbir olgu aslında kendi varlığını sürdüremez, başkalarının nesnesi haline dönüşür. Yani peki özgürlük nedir? Özgürlük nereden geçer? Özgürlük ahlaki politik düzey kazanmaktan geçer. O anlamıyla Önder Apo bize bir özgürlük ahlakını doğru kadınlık ahlakını geliştirme temelinde sunmuştur. Mesela ne geleneksel toplumun bize dayattığı erkek egemenliğine dayalı, namus anlayışı ne de kapitalist modernitenin sahte özgürlük anlayışları kadınları özgürlük gerçekliğiyle buluşturabilir. Her ikisi de erkek egemenlikte uygarlığa yani erkeğin mülkiyeti, mülkiyet nesnesi olmaya giden yola çıkıyor. Her ikisinde de nesneleşme, metalaşma var. Ama Önder Apo’nun tüm kadınlara, başta da genç kadınlara açtığı yolda yaptığı çağrıda ahlak kadının kendi kendisinin olabilmesidir. Yani temel namus kadının kendisi olmasıyla ölçülüyor. PAJK ölçülerinde, PKK ölçülerinde gerçek namus anlayışı hebûnlaşmadır. O anlamıyla bu felsefe, bu özgürlük ahlakına dayalı olarak inşa ediliyor.

Bir de politikleşme, politikleşme irade olmak demek. Kendi hakkında karar verebilmek demek. Dikkat edin, tüm genç kadınlar eminim ki kendi hayatlarından hayatlarının bir yerinde bunu rastlamışlardır. Beş yaşındaki erkek kardeşi bile tüm genç kadınlar hakkında karar alabilir. Diğeri kaç yaşında olursa olsun kendi hakkında karar alamaz. Kadınların politikleşme gücü elinden alınmıştır. Ya babası, ya ağası, ya kocası ya da işte sistemde işte aşığımı diyelim, sevgilisi mi diyelim sahte sahte sevgilileri onlar adına karar alırlar, ona ölçüde yatırlar. O yüzden kadınlar böyle bir gerçeklikte kendi kendileri olmayı yaşayamazlar. Hebûnlaşamazlar yani. Kendi ahlakla olamazlar. Bu kapitalist sistemde erkek egemenlikli uygarlık sistemi de sonuna kadar kadına ahlaksızlığı dayatan bir sistemdir. Bunun da özünde irade olamama vardır. O yüzden her genç kadın irade olmak üzerine yoğunlaşmalı. İrade olmak da güç olmakla ilgili. Güç olmak, örgüt olmakla ilgili. Örgüt olmak da işte partileşmek, sağlam bir dayanağa sahip olmakla bağlantılı tüm bu gerçeklikler. Tüm genç kadınları Apo’nun felsefesiyle yaşamaya ve çalışmaya çağırıyor diyebilirim.”