ÖZGÜR KADININ DOĞUŞU

Visits: 26

Yurtsever Genç Kadın Dergisinin Mart – Nisan sayısından

SAKİNE ROJHİLAT:  ÖZGÜR KADININ DOĞUŞU

 

“Kadın köleliğinin yazılmadığı, hissedilmediği, istenmediği bir dönem içerisindeyiz. Tarihsel olarak kadından bahsetmek oldukça önemlidir. Kadınlar olarak 21.yüzyılı yaşamak ile birlikte kapitalist modernitenin her türlü saldırıları karşısında direnerek yaşama ve yaşatma mücadelesi vermemiz gerektiğinin bilincinde olmak gerek. Bu anlamıyla tarihsel hafızamızı kodlanmış köle anlayışlarının zincirlerini kırıp özgürlük anlayışıyla kadının yeniden doğuşunu gerçekleştirmek elzemdir. Dolayısıyla öncelikle kadının köleleştirildiği aşamadan başlamak en doğrusu olacaktır.

 

Önderliğin “Kadının kölelik tarihi henüz yazılmamıştır; özgürlük tarihi ise yazılmayı bekliyor” söylemi biz kadınlar açısından oldukça önemli olmaktadır. Çünkü kadın köleliği çok derin olduğu gibi karanlıklar içinde bırakılmaktadır. Bu durumu devlet-iktidar aklıyla, zoru dayatan egemen erkek aklıyla ilintilemek yerinde bir değerlendirme olacaktır. Bu durumda kadının köleliğe alıştırıldığı hiyerarşik bir toplum biçimi yaratılmak istenmektedir. Hiyerarşi ile birlikte kadın köleliğine dayalı olarak toplum ayrıştırılmış ve kölelik kategorileri oluşturulmuştur. Tabakalarda ise kadın hem cariyelik sınıfında hem de köle, ucuz işçi vb. her yerde yer almıştır. Esas olarak kadının yaptığı hiç bir işte değeri olmamıştır. Hem bir meta hem de güdüsel olarak bir tatmin aracına dönüştürülerek değersizleştirilmiştir. Toplumun ana kadını bu dönemde önemli toplumsal değerlerden uzaklaştırılmıştır. Beş bin yıllık egemen erkek anlayışı bu tarihsel eşikte oluşturulmak ve hakim kılınmak istenmiştir. Zaten biyolojik olarak farklı olması da bir üstünlük gerekçesi sayılmıştır. Kısacası kölelik durumunu erkeğin iktidar olması ile tanımlayabiliriz. Siyasi, hukuksal, sosyal ve ekonomik anlamıyla da her şeyden mahrum bırakılan kadın, özünden boşaltılmış bir yaşama mahkum edilmek istendi. Kapitalist modernite kadının öyle bir araç haline getirdi ki bugün kadın sermayenin kendisi olmuştur.

 

Cins olarak zayıf, hassas, kırılgan vb. olarak tanımlanan kadın irade olarak da zayıflatılmıştır. Toplum içerisinde kadına biçilen rol ‘ev hanımı’ durumunu geçmemektedir. Bu bakımdan kadının yok sayıldığı ve erkeğin iktidar olduğu aile kurumu, devletin temelini oluşturmaktadır. Yani esasta aile, devletin prototipi konumuna getirilen bir kurumdur. Devlet, aile içerisinde erkeği-babayı tanrısallaştıran, her şeyin üstünde tutan bir konuma getirmiştir ki bu konumun tartışılması söz konusu değildir. Kölelik zincirinde aile bu anlamda bir konuma sahip iken kadın köleliği de burada daha ince yaşanmaktadır. Yani kadın aile içerisinde gönüllü köle haline getirilmiştir ki bu da köleliğin en tehlikeli biçimidir. Aile oluşturulurken esasta devlet yani erkek zihniyeti oluşturulur.

 

Yine doğum makinası olarak görülen kadın yaşamın kendisinden uzak bir durumu yaşamak mecburiyetinde bırakılmıştır. Yine bir çok zor ile karşı karşıya kalmış fiziki ve düşünsel anlamda sürekli kendini ön plana çıkaran erkeğin hizmetinde olma konumu kadına layık görülmüştür. Kurumsallaşan aile özel mülkiyet alanı olmanın yanında özel eve de dönüşmüştür. Dolayısıyla da kadının toplumsal hafızası yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya getirilmiştir. Erkek zihniyeti yok eden, bitiren ve değersiz kılan yaklaşımları sistematik olarak günümüze kadar gelmektedir. Kölelik tarihini bir işkence, tecavüz ve talan sistemi olarak tanımlamak çok doğru ve yerinde olacaktır. Bu doğrultuda kadın ve erkek arasındaki sorunları çözüp anlama kavuşturmak toplumsal sorunların da kaynağına inmek anlamına gelecektir. Toplumsal sorunların kaynağında kadın ve erkeğin köleleştirilme durumları yatmaktadır. Kadın, erkek eliyle ne kadar köleleştirilmiş ise erkek de bir o kadar hatta daha fazla köleleştirilmiştir. Bu yüzden Rêber APO “Öncelikle kadını tanımlamak ve toplumsal yaşam içindeki rolünü belirlemek doğru yaşam için esastır. Bu yargıyı kadının biyolojik özellikleri ve toplumsal statüsü açısından belirtmiyoruz. Varlık olarak kadın kavramı önemlidir. Kadın tanımlandığı oranda erkeği tanımlamak da olasılık dahiline girer. Erkekten yola çıkarak kadını ve yaşamı doğru tanımlayamayız. Kadının doğal varlığı daha merkezi bir konumdadır. Biyolojik açıdan da bu böyledir. Erkek egemen toplumun kadının statüsünü alabildiğine düşürmesi ve silikleştirmesi kadın gerekliliğini kavramamızı engellememelidir. Yaşamın doğası daha çok kadınla bağlantılıdır. Kadının toplumsal yaşamdan alabildiğine dışlanması bu gerçeği yanlışlamaz, tersine doğrular. Erkek zorbaca ve yok edici gücüyle kadın şahsında aslında yaşama saldırmaktadır. Toplumsal egemen olarak erkeğin yaşama düşmanlığı ve yok ediciliği yaşadığı toplumsal gerçeklikle yakından bağlantılıdır” demektedir. Bu temelde özgür kadın doğuşunu sağlamak mümkün olacaktır. Özgür kadın doğuşunu nasıl gerçekleştireceğimizi de kendimize sormamız gerekmektedir. Bu soruyu sorarken gerçekçi olmak, sorgulamak ve derinliğine anlayarak sonuç çıkarmak çok önemlidir. Tarihe hakim olmak geleceğe dair çözüm üretmek açısından zemin olacaktır. Dolayısıyla tarih anın kendisi olmaktadır. Doğru tanımlar yaparak çözüm aramak daha doğru olacaktır. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma bizlere neyi çağrıştırmaktadır? Kadın bu her üç kavram içerisinde yerini hangi boyutta, ne kadar almaktadır? Bu soruların cevabı özgür kadın doğuşunu gerçekleştirmekten geçmektedir.

 

Kadın kurtuluş ideolojisi esas olarak kadının kölelikten çıkmış ve bilinç kazanarak iradeleşmiş bir durumu açığa çıkarmıştır. Kadın gerçeğinin özgürlük zihniyeti ile anlama kavuşturmak köleliğe ve iktidarcı egemen zihniyete en büyük darbeyi vuracaktır. Kadın, kim olduğunun bilincinde ve farkında ise özgür kadın temsiliyetine kavuşur. Özgür kadının doğuşu ise ilkeli yaşamı ifade eder. Tüm egemen anlayışları reddetme, özgürlük ilkeleri ile yaşama olanağını yaratır. Kabul-red aynı zamanda bir ilkedir. Neyi kabul ediyoruz ya da neyi reddediyoruz, bunu iyi bilmek gerekir. Kapitalist modernitenin ve toplumun en geri anlayışlarına karşı ölçülerimiz neler olmalı? Ölçü ortaya koyarken demokratik yaşam anlayışı ve olanakları eğer ahlaki ve politik düzeyde gelişmezse bu özgür bir yaşamı ifade etmez. Kapitalist modernitenin iktidar oyunlarına fazla bulaşmamış kadın, özgürlüğe ve demokratik yaşama daha açıktır. Dolayısıyla yaşamı inşa etmede, özgürlük ve eşitlik zihniyetini yaratmada hızlı adımlar atmalıdır. Şimdi yukarıda sorulan sorulara Rêber APO’nun değerlendirmelerinden birebir cevap alalım: “Benim kadın ekseninde geliştirdiğim direniş, esas olarak kapitalizmin bu saldırılarına her cepheden yanıt veren, radikal bir dönüşümü amaçlayan tarih ve kültür bilincinin yarattığı bir direniştir. Demokratik Modernite ve Demokratik Ulus çözümümüz bu direnişin kadın – erkek eşitliği temelinde, özgür eş yaşam pratikleşmesinde somutluk ve derinlik kazanıp sistemleşmesi, doruklaşması anlamına gelir.” Bu soruların en somut cevaplarını çarpıcı bir şekilde Önder APO’dan alıyoruz. Sorgulamalar eğer bu kapsamda gelişirse özgür yaşama olanakları ve özgür kadının doğuşu sağlanmış olur.

 

Kadının özgürlük sorunu tabi ki Önder APO’nun çıkışıyla birlikte daha radikal boyutta tartışılmış, gündemleştirilmiştir. Dolayısıyla PKK’nin kuruluşu ve inşası üzerinden şekillenerek güçlenmiştir. Bu anlamıyla da PKK bir kadın Partisi olarak da adlandırılmaktadır. Önderlik, PKK ile kadının partileşmesi noktasında büyük emekler vererek kadını öncülük misyonu ile görevlendirilmiştir. Yine kadın ordulaşması ve savunması açısından da imkanlar yaratmıştır. Yaratılan bu imkanlar birçok kadını özgürlük saflarına çekmiştir. Türk, Kürt, Azeri, Yarsan, Alman vb. her renkten kadın yönünü Önder APO’nun felsefesine vermiştir. İşte burada kapitalist sistem ve PKK yaşamı arasındaki farkı görmek çok önemli olmaktadır. Önder APO kendi çıkışı ve PKK ile yol alışında Sakine Cansız/ Sara yoldaş şahsında özgür kadını yaratmıştır. Bu bağlamda heval Sara, özgür kadın ölçülerinde kendini ilmek ilmek ören, yaratan bir efsanedir. Özgür kadının doğuşu Şehîd Sakine Cansız’ın yaşamı ve kavgası doğrultusunda gelişebilir. Çünkü Şehîd Sara bu doğuşu gerçekleştiren bir militandı. Bu doğrultuda gelişim sağlanırsa köle kadın dayatmaları yıkılarak özgür yaşam ve kişilik mücadelesi daha hızlı sonuç alacaktır. Kadın özgürlüğünde düzey tutturmak yaşamın her alanında başarı sağlamaktır. Özgürlük perspektifimiz Önder APO ve Kadın Kurtuluş Mücadelemizdir.”